14 Mayıs 2007 Pazartesi

yanılmayanların evi

Burası hiç yanılmayanların eviydi. Tel örgülerin herhangi bir yerindeki herhangi bir yırtıktan geniş, ferah bir ovaya çıkılırdı. Öylesine bir genişlik vardı ki yürüdükçe bu ova insana hiçbir şey hatırlatmaz olurdu. Bu uzun düzlüğün bitiminde karşılardı ev sizi.


*****

Evin beyaz duvarlı geniş bir odasında birbirine dönük dört koltuk ve ortalarında kocaman bir sehpa vardı. Tüm koltuklarda insanlar oturuyordu. Bu insanların tek yapmaya çalıştığı birlikte eğlenebilmekti. Bunun üzerine de sevgi gibi bir etiket yapıştırmıyorlardı. İsterlerse birbirlerinden arkalarına bakmadan giderler, sonra yalnızlıktan sıkıldıklarında tekrar birbirlerini bulurlardı. Bir koşul yoktu, sevgiye dayalı bir bağlılık yoktu. Olsa olsa bağlılığa dayalı bir sevgi düşünülebilirdi. Ancak, ayrılış tarzlarındaki gelişigüzel tutum insanı böyle düşünmekten alıkoyuyordu. Aslında uzun uzadıya sorgulamaya gerek de yoktu. Birlikte mutluluk yaratıyorlardı. Sevgilerinde ya da sevgisizliklerinde koşul yoktu. Hak edilmiş bir mutsuzluk ya da bir sevgi de olamazdı o zaman. Sadece biraz eğlenmeye çalışıyorlardı. Konuşmak istediklerinde konuşuyorlardı.

Suskunluk, yadırgandığından değil, konuşmayanın sesi özlendiğinden dikkat çekerdi. Yine de bu özlem ya giderilir ya giderilmezdi. Daha doğrusu elbet giderilirdi, ama suskunluğun üstüne gitmenin gereği yoktu. Bu gereksizlik, koşulsuzluğun bir ürünüydü besbelli. Gereksizlik ve koşulsuzluksa yanılmayı önlemekten daha büyük ne yapabilir? Bunu başarıyorlardı işte: Bu ev yanılmayanların eviydi!

Hiç yorum yok: