Bugün sevinçli bir haberle çıkagelince kendisi, hemen tavuk dansımızı yaptık ve ardından türkümüzü dinledik: "Tavukları döndermişeeem, Hacı'yı da çarşıya göndermişem..." Tabii bağlam mağlam hak getire. Dilinize geleni söyleyebileceğiniz bir ortam var. Bu ortamın en bir doğal üyesisiniz. Zaman zaman bunu yakaladığımızda çok rahatlatıcı oluyor değil mi?
Günlük hayatta kafamızdan geçen düşüncelerin çoğu dile getirmeye değmeyecek kadar önemsizdir. Aksi olsaydı sürekli konuşurduk. Hatta buradan yola çıkarak çok konuşan birisinin az düşündüğünü iddia edebiliriz. (Vurmayın abiler, ablalar; kendimi tutamadım da, felsefi -ve dahi felsefik- yorum yaptım.)

Demek ki insanın diline vurunca düşüncesi azalıyor. Bu da rahatlatıcı oluyor kişi için. Mesela ben son zamanlarda pop müzik ve futbol diye iki şey keşfettim. Kafayı acayip boşaltıyor, düşünmemeyi sağlıyor. Hande Yener "aşkın ateşi..." diyor, nasıl gülümsüyorum Allah'ım her şeylere. Arda pas verecek arkadaşını arıyor, tüm adrenalimi bu olaya aktarıyorum. Deşarj oluyorum. Yani bunlar da birer yol gevşemek için.
Eylül ayı akışına bırakarak geçiyor, geçti. Bunu dengeleyici olarak bir şeyler yapmak gerektiğinin farkındayım. Yarın kütüphaneye gidip iki güzel edebiyat tarihi kaynağı seçeceğim; azcık da işimi yapayım diyorum. Yine de zihnimden atamadığım bir melodi Ekim'de de oynamaya beyhude olarak davet ediyor beni:
"Akşama geleceğiiim, akşamaaa geleceeeeğim, Hacı Babaaaaa'n evdee mi?"