26 Kasım 2007 Pazartesi

Modern Zamanlar Romantizmi / ya da İşletme Fakültesi'nin Olmazlığı

Pencere kenarına oturmuş bir taraftan limonlu çayımı yudumlarken bir taraftan Harry'nin okuduğu gazete haberlerini dinliyordum. Depremler, cinayetler, Kosova'nın Amerikancılaşması gibi kısa süreliğine emekli bir ihtiyar kademesine gelen şahsımı o dakikalarda pek ilgilendirmeyen birtakım haberlerdi bunlar aslında. Yine de konsepte uygun düştüğü için hâlimden şikayetçi olmadım. Zira dışardaki güzelim sisli havanın büyüsüne de iyiden iyiye kapılmıştım. Sakin uyumlu bir insan, bir melek olup çıkmıştım.



Ancak pek duramadık o cam kenarında pazar keyfimizle. Harry de ben de sisin gizemli romantizmine kapıldık, görüş mesafesinin azalması sayesinde çevrede hiçbir şey göremiyor olmanın keyfiyle yola düştük. Camın ardındaydık artık, güzel okulumuzun göremediğimiz her bir köşesine istediğimiz hayali yerleştirebilirdik.

Nitekim de öyle oldu. Şenlik alanından görülmez olan İşletme Fakültesi'ni dut bahçesine dönüştürüverdim hemen. Bu alanın orta yerinde durunca yalnızca 10 metrekare kadar bir mesafeyi görebilirdiniz. Şenlik alanının orta yerine geldiğimde evrende sadece ben ve küçük bir çim alan vardı. İstediğimi yerleştirebilirdim kendi dünyamın göremediğim yerlerine öyleyse değil mi ya? Bu özgürlüğü yaşamaktaydım işte. Aynı mutluluğu Harry'de de görünce çok sevindim. O da kendi dünyasına bir şeyler çiziyordu kafasında belli ki. Belki de bu 10 metrekarelik çim alan huzuru yakalaması için yeterliydi ona.

Bu ruh halinden kurtulmadan hemen önce kampüs içindeki marketten alışverişimizi de yaparak pazar gününün hakkını vermek konusunda bir adım daha ileriye gittik. Küçük odama döndüğümde her şey yine eskisi gibiydi. Masamın üstünde çöpler vardı filan...

16 Kasım 2007 Cuma

Limonlu Ballı Ölüm Marşı

Miskinliğin aslında iki boyutu vardır: Bedensel miskinlik ve ruhsal miskinlik. Bunu farketmemi sağlayansa pek değerli Osmanlıca hocamdır. Miskinler Tekkesi'nden metin okuması yaparken bu konuya değinmiştir.

Atlatmakta olduğum rahatsızlığım esnasında da işte tam bu türden bir miskinlik gelip vücuduma çökmüştü. Sünmüştüm desem yeridir. Sünmek kelimesi, sözlükler öyle demese de, sürünmekle ilişkiliymiş gibi geliyor bana. (Kubbealtı Lugatı bu kelimenin birinci anlamını gevşeyip uzamak olarak açıklamış.) Etimoloji merakım dürtüyor bunu araştırmam için beni. Ancak ilgimi başka bir yere kaydırdım bugünlerde.

Medyanın şehit haberlerini hüüüpp diye köküne kadar sömürmesi ve bunu yaparken aslında işin aile, makdul çevresi gibi boyutlarına özen göstermemesi çok ilginç geliyor bana. Çünkü ağlayan babanın ağzından bir tek "Bir Mehmet verdim, bin Mehmet daha veririm!" lafını kapmak ve ardından bunu haber bültelerinde acılı bir müzik eşliğinde ya da gazete köşelerinde kullanmak açık bir art niyetlilik. İş olarak yaptıkları bu eylemi art niyete dönüştüren, insanların acılarını kullanarak şehitlik kavramını sömürmek ve olayın insani boyutundan çok kullanışlılık boyutundan faydalanmak istemeleridir. Acıyı ucuzlaştırma girişiminden başka bir şey de değildir bu.

Bu tür açıklamalara enn yumuşak zeminleri hazırlayanlar da var elbet. Mehmet Ali Birand örneğin. 19 Ekim'deki yazısında PKK'ya karşı mücadelede hamaset gösterisi yapmak yerine ABD'nin omuzlarına başımızı koymayı önermişti yumuşak dokunuşlarla. İroni yaptığını açıklamasını yazının sonuna kadar bekledim, ama ı-ıh olmadı. Muhakkak ki bilinçsizce hamaset gösterisi/gösterişi yapmak yanlış. Ancak gerçekten soruyorum: Basına hamasetin âlâsını yaptıran evlatlarımızın hayatına göz dikilmiş olması, gözyaşlarımıza susanmış olması değil midir? Bu durumda kalkıp acılarımızın ucuzlaştırılmaya çalışılması sizin yaptığınızın üstüne tuz biber ekilmesidir sadece. Bir de içli ölüm marşları okuyunca oturduğumuz yerden tamam oluyor hepsi bir güzel değil mi?

Ayağa kalkmak için limonlu ballı bir tür içecek hazırlıyorum kendime. Şuura da çok iyi geliyor sevgili boyalı basın, deneyin derim. Zihnini, ufkunu açıyor insanın. Umarım ölüm marşlarınızı da unutursunuz böylelikle. Yoksa sesiniz öyle bir gür çıkar ki bu işlemden sonra, mazallah marşlarınız mezarlıklardan bile duyulur da incitirsiniz benim kardeşlerimin ruhlarını.