Siyasete sonradan atılan kimseler, girişimleri başarısızlıkla sonuçlanınca bir süre ortadan kayboluyorlar. Bu istatistik İbrahim Tatlıses'i dışarıda tutmak kaydıyla geçerli gibi geliyor bana (mınaha evladım!). Geçenlerde durduk yere Hulki Cevizoğlu geldi aklıma. Akla Cevizoğlu gelmesi hiçbir şeye benzemiyor, Allah esirgesin. Göz göze gelmiş gibi oldum kendisiyle. Bu gerilimi ancak Ceviz Kabuğu'nda kabuğu dolduramayanlar bilir. Cevizoğlu, bu kısa sessizlik dönemini geçirenlerdendir.
*
"Yemekteyiz" hâlâ devam ediyor. Yemekler yapılıyor, gazoz şişelerinin bantları sökülüyor, mutfakta poşetlere basılıp düşülüyor. Haa! Yenmeyen yemekler de (ki bu yemeklerin %80'ini oluşturuyor) paketlenip köpeklere veriliyor. Köpekler aç kalmasın tabii, şeker de yiyebilsinler.
*
Peki evlendirme programlarında 60-70 yaş civarı amcaların "gücüm yerinde" demeleri? "Güç" sözcüğünün kapsamı daha da esnetilebilir bence: Başbakan "gücü olan doğalgaz kullanacak" (bir başka deyişle, gücü olmayanın köküne kıran girsin soğuktan) demişti örneğin. Bu amcalar "gücüm yerinde" diyor, ki bence oldukça tehditkâr, korkmaya başlıyorum ben de etraftan. E sizin de gücünüz yerindeyse bu ülke dünya libido ortalamasını yıkar geçer demektir. Bunlar yerinde kullanımlar, ama "güç" kelimesinin kullanımı için ötesini de bekliyorum.
Bilen biliyor, uzun süredir telefon santralinde çalışıyorum. Oldukça Kafkaesk bir ortam. Mesela ben burada memurum, benim bir şefim var. Sonra onun da şefi var; bir müdür hanımefendi. Tabii ki onun da bir müdürü var. Bu zincir nerede sonlanıyor bilmiyorum. Şefimin şefini iki kere gördüm. Onun müdürünün ise sadece bir uzuvunu -kolunu- birtakım dosyalar arasından bir kere görebildim. "Kim aldı lan bizi işe?" diye soruyor insan hâliyle. Çok Kafkaesk çook.
*
Bir "cevab veremedi" detayı: Dün bir şekilde aynı masada oturduğum bir insan "edebiyat bence çok gereksiz" dedi. Doğru, sence...
*
Haftasonu Fethiye'deydim. Giderken bindiğim otobüste yanıma Buda oturdu. Oturduğum koltuğun 2/5'ini kullanabildim bu yüzden. Dönüşte yanıma zayıf birinin oturmasını umuyordum ki bu yakarıştan da pişman oldum sonra. Ey yanıma oturan zayıf yolcu! O nasıl bir yolculuk aşkıdır öyle! Litrelik gazozlar açıldı, nohutun, fındığın gözüne gözüne vuruldu. Gazeteler çifter çifter okundu. Tiksindim senden düz yolcu, yolculuktan keyif çıkaran düz yolcu. Bana nohut ikram etmeseydin çok iyi insandın biliyor musun?
*
Peki bir otobüs firmasının kalitesini nasıl ölçeriz? Şöyle bir hipotezim var: Yolculukta dağıtılan kolonyalı mendiller incelip, mendildeki kolonya miktarı arttıkça firma kalitesi de buna bağlı olarak düşüyor. İnanmıyorsanız deneyin. Adı "öz"le, "hakiki"yle ya da "star"la başlayan bir otobüs firmasıyla yola çıkın, kolonyadan kafayı bulunca bana hak vereceksiniz.
*
Son olarak; ünlülerin makyajsız hâllerini gerçekten merak etmiyorum.
Selametle.