14 Nisan 2010 Çarşamba

Şeytanın "Gör" Dediği...

Bu yazıya başlamadan önce işbu blogda şimdiye dek yazdıklarıma baktım. Bazılarını çoktan unutmuştum, zaten epeydir de yazmıyordum. Dolayısıyla yeni bir şey yazmak söz konusu olunca "yepyeni bir şey de olabilir bu" deyu düşünmeden edemedim. Bu kolpa yenilik çerçevesinde, gündelik yaşamda beni eğlendiren detayların ve önemsiz tespitlerin buraya aktarılmasında bir sakınca görmedim, göremedim.

*
Bu dönem yüksek lisans tezimi bitirmek durumundayım. Sınıf arkadaşlarımızla her bir araya gelişimizde bir an önce çalışmaya başlamak gerektiği görüşünde birleşiyoruz. Bu birleşimler Eylül'de başladı. Şimdi Nisan'dayız. Tezler ne zaman biter, nasıl biter, bilmiyorum. Ama bu tez dediğimiz şey, yapılan tüm kötü şakalara rağmen bitecek. Yapınca bitecek tabii, yapmadan bitmiyor. Tez yoldaşım Cannibal abime geçen gördüğümde "Tez nasıl gidiyor?" dedim. "Gidiyor" dedi. Net bir cevaptı. Kısa bir sessizlik yaşadık.Bu kısa süreç kendimi toparlamama yetti. Hemen uzaklaştım. Çok gerginiz aslında, bilindiği gibi değil. O kadar ki, "Tezini tez bitir haa, he he he!" diyen beşinci kişiye Tsubasa'nın burgulu semender vuruşundan yapabiliriz. Çok örselenir o kişi, söyleyeyim.

*
Bir Felsefe mezunu olarak, felsefenin onu okuyandan çok karşısındakine yük olduğunu gün geçtikçe daha iyi görüyorum. Geliyor bir İşletme öğrencisi arkadaşım mesela, "Ya ben de çok isterdim aslında Felsefe okumak!" diyor. E oku hacı, ben mi kestim önünü? Hatta bırak İşletme'yi, direkt geçiş yap. Hatta İşletme'yi bırak, öyle dur. İşletme mutlak bir örnek değil tabii; Su Ürünleri de olabilirdi bu.

*
Nerede bir deli görsem, kendisine gülümsemeden geçmem. Deliyle deli olmazsan neler yapmaz o deli sana?

*
Çok samimi olunmayan biriyle konuşurken yaşanan kısa sessizlikte sakin olmakta, derin nefes almakta fayda var. Böyle bir durumda mı kaldınız? Bırakın muhatabınız konuşsun, bırakın o zorlasın bünyesini. Bırakın saçma sapan şeyler söyleyip sonra o suçlasın kendini. Borcunuz yok ona sonuçta.

*
İki gün önce sabahleyin AŞTİ'den Bilkent dolmuşuna bindim. Efendi gibi 2 lira uzatıp "bir kişi" dedim. Dakikalar geçti, ancak on beş kuruş para üstüm gelmedi. E koltuğunun altında beyzbol sopası taşıyan birinden de hakkınız da olsa para istemek kolay olmuyor. Sonunda kampüse girmek üzereydik ki "Kaptan, benim iki liradan bir kişi vardı" gibi bir ifadeyle Türkçenin sınırlarını zorladım. Kaptan naif bir açıklamayla para üstünü uzatırken arkamda oturan genç arkadaştan boğuk ama tiz bir ses yükseldi "Aynen!". Bu ses tonu o ana kadar yaşadığı gerilimi tümden ele veriyordu. Ben ses verinceye kadar türlü iç muhasebeleri, türlü küçük hesaplar yapmıştı. Bir de hak arama konusunda ilk atağı ben yapınca bunca yükün altından kalkamamıştı. Bu durum Ferhat Göçer tipi mutsuzluğu beşe katlar bence, söyleyeyim. Onun para üstü gelmedi tabii. Kıssadan hisse: "Aynen", istek bilidirimi için uygun bir sözcük değildir. Rahat olmak lazım, Yaşar Usta psikolojisine gerek yok.

*
Küçükken Diyanet İşleri Başkanı'nı Allah sanmam...

*
Yine küçükken (ama çok küçükken) takvim yaprağında "Kalan Gün: 108" ibaresini okuduğumda 108 gün sonra kıyametin kopacağını düşünmem. Evdekileri uyarmama rağmen kimsenin beni önemsememesi.

*
Mahallenin Muhtarları'nda Temel'in maymununun adı Çaydanlık idi. Kahvecilik yapan bir adamın evcil hayvanı da böyle "kör göze parmak" bir isme sahip olabilirdi ancak. Yalnız ne fonksiyon gördü o hayvan, sorarım? Çekimlerde hiç kaynar suya düşmüşlüğü var mı? Bir de Eczacı Bahadır'ın bacaklarını göremedik hiç. Hep tezgâhın arkasında, hep hep... Belki de yoktu adamın bacakları; protezdi, chopstick'ti.

Selametle.

4 yorum:

birazgerçekbirazrüya dedi ki...
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
Unknown dedi ki...

Aşti'den Bilkent'e yol alan bir minibüste şoför koltuğunun altında "beyzbol sopası" vardı yazmışsın. Benim bildiğim "levye" olur o dayıların koltuğunun altında."Baklavayla viski içenler" ; beyzbol sopasıyla minibüs sürenler.. Araç Bilkent'e gidiyorsa icabında jogging yapip nefes de açılır:):)

Unknown dedi ki...

http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=levye

Altıncı entry'e dikkat çekerim:)Amerikan İngilizcesiyle -Arkada parasını vermeyen kaldı mı? diyen dayılar geçiyor allı yeşilli..

Adsız dedi ki...

bir gece -gece miydi ki, emin değilim- buraya dadanıp çeşitli yorumlar yaptığımı hatırladım bir an. az evvel bakarken de "lan yorumlarımı da mı silmiş naim?" diye kısa süreli bir telaş da yaşadım. "yorumlarımı da"daki serzenişi görüyor olmalısın. serzenmeyi sezmiyorum ama sanırım bu defa hakkım var. "sezar'ın hakkı sezar'a" sözündeki "hakkı" üzerinden şaka yapıldığını anımsadım şimdi de.

istanbul'da olmak garip. ankara'da olmak da garipti. bunu bazen unutmayalım.