30 Eylül 2007 Pazar

Tavukları döndermişem, Hacı'yı da çarşıya göndermişem...

Kızılderiliye ilk benzetilen ben değildim. Benden önce benzetilen benim gördüğüm ilk kişi ise çok yakın arkadaşımdır. Belki de bizi yakın tutan bu amansız benzerliktir. Ancak Hayalet Dansı gibi tehdit unsuru olarak görülebilecek yerli danslarıyla kutsamak yerine bu benzerliği, tavuk dansı yaparız daha ziyade. Pek sevindiğimiz anlarda parmak uçlarımız koltuk altlarımıza ulaşıverir, kanat oluverir bir çift.

Bugün sevinçli bir haberle çıkagelince kendisi, hemen tavuk dansımızı yaptık ve ardından türkümüzü dinledik: "Tavukları döndermişeeem, Hacı'yı da çarşıya göndermişem..." Tabii bağlam mağlam hak getire. Dilinize geleni söyleyebileceğiniz bir ortam var. Bu ortamın en bir doğal üyesisiniz. Zaman zaman bunu yakaladığımızda çok rahatlatıcı oluyor değil mi?

Günlük hayatta kafamızdan geçen düşüncelerin çoğu dile getirmeye değmeyecek kadar önemsizdir. Aksi olsaydı sürekli konuşurduk. Hatta buradan yola çıkarak çok konuşan birisinin az düşündüğünü iddia edebiliriz. (Vurmayın abiler, ablalar; kendimi tutamadım da, felsefi -ve dahi felsefik- yorum yaptım.)


Demek ki insanın diline vurunca düşüncesi azalıyor. Bu da rahatlatıcı oluyor kişi için. Mesela ben son zamanlarda pop müzik ve futbol diye iki şey keşfettim. Kafayı acayip boşaltıyor, düşünmemeyi sağlıyor. Hande Yener "aşkın ateşi..." diyor, nasıl gülümsüyorum Allah'ım her şeylere. Arda pas verecek arkadaşını arıyor, tüm adrenalimi bu olaya aktarıyorum. Deşarj oluyorum. Yani bunlar da birer yol gevşemek için.

Eylül ayı akışına bırakarak geçiyor, geçti. Bunu dengeleyici olarak bir şeyler yapmak gerektiğinin farkındayım. Yarın kütüphaneye gidip iki güzel edebiyat tarihi kaynağı seçeceğim; azcık da işimi yapayım diyorum. Yine de zihnimden atamadığım bir melodi Ekim'de de oynamaya beyhude olarak davet ediyor beni:

"Akşama geleceğiiim, akşamaaa geleceeeeğim, Hacı Babaaaaa'n evdee mi?"

2 yorum:

Murat Ali Seven dedi ki...

merhabalar. alkım bey benim blogum var, blogger profilim var, orda irtibat adresim var ve sizinle konuşmak istediğim bir mevzu var.

Adsız dedi ki...

Sevgili Atabay,

Buradaki "pop müzik"-"futbol" ikiliğinde bir "tepedeninmecilik" sezdik. Yanılıyoh mu? :)

Fotoğraf da Beynelmilel'den; üzerine biraz konuşmak isterim [işim yok diyeceğim, var ama konuşmak istiyorum layn]. Arkada duran ve elinde cümbüş olduğunu bildiğim Cezmi Baskın abimiz Türk sinemasının nadide oyuncularından biri olacakken, saçma sapan prodüksiyonlarda oynamış, bence harükulade bir oyuncudur. İnanmıyorsa, Ümit Ünal'ın 9'una bak olm :) Bıyıklı delikanlı da Nazmi Kırık. Kendisini birçok Kürt hemencecik tanır; çünkü hepimizde sonsuz kredisi olan "Güneşe Yolculuk"ta oynamış idi kendisi yıllaaar evvel. Sonra BKM çevresine dâhil oldu, abilerine benzedi. Ama yine de kredisi vardır onun da. Güneşe Yolculuk'ta oynayan Mizgin Kapazan deyu bir hanımkız vardı, kendisi en son Yazı-Tura'da Olgun Şimşek'i satan bir genç kızı oynadı, sonra sesi kesildi. Nerede ki acep? Bak şimdi düştü aklıma. :)

Anahtar kelime'ler biraz daha zorlarsa "rüya metni"ne dönüşecek: "nesse".

Oha anahtar kelimeyi yanlış yazmışım, hemi de buraya yanlış alıntılamışım demek ki. Şimdiki, bu sefer de yanlış olmazsa tabii, "coysthba"

Lan! Bir kere daha:

"ressalsh". E yuh artık.